Home   Revelation   Muhammad   Islam   Government   Trinity   Gospel   Scripture   Urdu   Audio   Resources   Arabic   Farsi   Русский   German   Chinese
  News   Terrorism   الحيـاة الأفضـل   Qur'an   الطريق إلى الجنة   Jesus   Books   Sacrifice    

Hadith

 

Search

  عربى   فارسى   Türkçe   Español  

Maps

 

Doğruluk Yolu (The Way of Righteousness)

Ders 13

Nuh Peygamber: Tanrı’nın Sabrı ve Gazabı

The Prophet Noah: God's Patience And Wrath

Yaratılış 6

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile birlikte sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmanızı isteyen esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Kutsal Yazılar üzerindeki düşüncelerimizde daha önce, başlangıçta Tanrı dünyayı yarattığı zaman her şeyin iyi olduğunu görmüştük. Ama yine de, atamız Adem Tanrı’ya itaatsizlik ettiğinde, onun aracılığı ile dünyaya kötü girdi ve tüm insanlara yayıldı. Gerçekten de, “Bir salgın hastalık, o hastalığın ilk ortaya çıktığı kişi ile sınırlı kalmaz.” (Wolof atasözü) Son programımızda Adem’den gelen iki zürriyet hakkında bilgi edindik: Kayin’in soyu ve Şit’in soyu. Kayin’in soyu, Tanrı’ya inanmadı. Ama yine de Şit’in soyu arasında Tanrı’nın Sözü’ne inanan kişiler vardı. Ve bunun bir sonucu olarak, Tanrı onların günahlarını bağışladı. Şit’in soyundan gelenlerin birinin adı, Hanok’tu. Hanok’un zamanında yaşayanların çoğu, murdar yaşamlar sürerek Şeytan’ı izlemelerine rağmen, Hanok kutsallık içinde Tanrı ile yürüdü.

Bugün sahtekarlık dolu, baştan çıkmış bir dönemde Tanrı ile yürümüş olan bir başka insan hakkında bilgi edinmeye başlayacağız. Bu kişi, Hanok’un büyük torunu peygamber Nuh’tu. İnsanların eskiden bugün bizim yaşadığımızdan daha uzun süre yaşadıklarını daha önce öğrenmiştik. Dünyada en uzun süre yaşamış olan insanın kim olduğunu biliyor musunuz? Bu kişi, Hanok’un oğlu Metuşelah idi. Metuşelah 969 yaşına kadar yaşadı. Metuşelah, Nuh’un babası olan Lemek’in babasıydı. Nuh’un babası olan bu Lemek, geçen programda öğrenmiş olduğumuz Kayin’in soyundan olan Lemek ile aynı kişi değildir. Nuh, Adem’den sonraki onuncu kuşağa aitti. Nuh, beş yüz yaşına geldiğinde, Sam, Ham ve Yafet adlı üç oğula sahip oldu.

Nuh ile ilgili çalışmayı planladığımız konu, bizler için çok yararlı olacak, çünkü Nuh’un yaşadığı günler, bugün bizim yaşadığımız günlere çok benziyorlardı. Nuh’un zamanında dünya, ağzına kadar günah ile doluydu. Kutsal Yazılar, “yeryüzünde insanın yaptığı kötülüklerin çok olduğunu, insanın aklının fikrinin hep kötülükte olduğunu” söylerler. (Yaratılış 6:5) Adem’in çocuklarının yürekleri kötü düşünceler, açgözlülük, hile, uçarılık, kıskançlık, iftira, kibir, çekişme, kavga, zina, hırsızlık, cinayet ve ahmaklık (Markos 7:21,22’ye göre) ile doluydu. İnsanlar, Tanrı’nın, kendileri için yaratmış olduğu dünyayı mahvediyorlardı. Çoğu bir dine inanıyordu, ama bu inançları yalnızca gösterişten ibaretti. Bedensel zevk tanrılarıydı ve günahları biriktikçe birikiyordu!

Tevrat’taki Yaratılış kitabının altıncı bölümünde Kutsal Yazıların ne dediğine kulak verelim:

(Yaratılış 6) 3 RAB, ‘Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür’ dedi. ‘İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.’ 5 Rab baktı, insanın yeryüzünde yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. 6 İnsanı yarattığına pişman oldu, yüreği sızladı. 7 ‘ Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım’ dedi, ‘çünkü onları yarattığıma pişman oldum.’

Böylece, Tanrı’nın Adem soyunu kötülükleri nedeni ile nasıl yeryüzünden silmeyi amaçladığını görüyoruz. Ama yine de aynı zamanda, Tanrı’nın merhamet ederek mahvolmasınlar diye günahkarlara tövbe etmeleri için zaman vermek amacıyla bir 120 yıl daha sabırlı davranmaya niyetlendiğini de görüyoruz. Ancak her şeye rağmen bu sınırlı zaman dolduğunda, Tanrı tövbe etmeyi reddeden ve O’nun ön gördüğü doğruluk yolunu kabul etmeyen herkesi yargılayacak.

Bu 120 yıllık yaşam sınırı ifadesinden Tanrı’nın karakteri hakkında bir şey öğrenebiliriz; o da şudur: Tanrı çok sabırlıdır, ama Sabrının bir sınırı vardır! Tanrı, insanın tövbe edebilmesi için onun ile konuşacak ve mücadele edecektir, ama bu sonsuza kadar sürmeyecektir. Tanrı’nın, Nuh’un zamanında “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak. İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak’ demesinin nedeni budur. Böylece Tanrı’nın nasıl bir süre için günahkarlar ile sabırlı olmayı planladığını ve sonra tövbe etmeyi reddettikleri takdirde, onları yargılayacağını görüyoruz. Bu durum bize Tanrı’nın iki özelliği hakkında fikir veriyor. Sabrı ve gazabı. Tanrı iyidir ve çok sabırlı olabilir; ama O aynı zamanda adildir ve çok öfkelenebilir!

Bazı kişiler, Tanrı’nın elinde büyük bir sopa ile üzerlerinde dolaştığını ve Tanrı’nın öfkelenmekte çabuk davrandığını ve insanlara vurmaktan ve onları yaralamaktan zevk aldığını düşünürler. Ama Tanrı düşündükleri gibi değildir. Diğerleri ise, Tanrı’nın hiç bir zaman öfkelenmediğini, ve yalnızca insanların günahlarını bağışlayacağını ve unutacağını düşünürler.  Tüm bildikleri:”Tanrı iyidir! Tanrı iyidir!” demekten ibarettir. Ama tanrı, bu kişilerin düşündükleri gibi de değildir.

Kutsal Yazılar Tanrı’nın karakteri hakkındaki gerçek ile ilgili bilgi verirler. Tanrı iyidir ve adildir! Hem sabırlı hem de öfkeli olabilir. Günahkarlara sabırlı davranmasının nedeni, İyiliği ve Merhametidir, ama aynı zamanda günahlarına öfkelenmesinin nedeni de Adaleti ve Kutsallığıdır. Tanrı bir Kurtarıcı ve bir Yargıçtır. Peygamberler, Tanrı’nın sabrı ve gazabı ile ilgili bir çok şey yazdılar. Onların sözlerinden bazılarına kulak verelim.

Kutsal Yazılar şöyle der:

“Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl ise bir gün gibidir. Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor. Herkesin tövbe etmesini istiyor. Ama Rabbin günü bir hırsız gibi gelecek.” (2.Petrus 3:8-10) “Rab halkını yargılayacak. Diri Tanrı’nın eline düşmek korkunç bir şeydir. Bunları söyleyeni reddetmemeye dikkat edin. Çünkü Tanrımız yakıp eden bir ateştir.” (İbraniler 10:30,31; 12:25,29)

Mezmurlarda şunu okuruz: “Tanrı adil bir yargıçtır, öyle bir Tanrıdır ki, yola gelmeyen günahkara her gün gazabını gösterir.” (Mezmurlar 7:11,12)

Müjde’de (İncil’de) şöyle yazar:

“Haksızlık ile gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı’nın gazabı açıkça gösterilmektedir. Böyle davrananları Tanrı’nın haklı olarak yargıladığını biliriz. O zaman sen Tanrı’nın yargısından kaçabileceği mi sanıyorsun?Ya da Tanrı’nın sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü, sabrını hor mu görüyorsun? O’nun iyiliğinin seni tövbeye yönelttiğini bilmiyor musun? İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrı’nın adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun. Tanrı, herkese yaptıklarının karşılığını verecektir.” (Romalılar 1:18; 2:2-6)

Tanrı’nın gazabı, insanın gazabına benzemez. İnsan çok öfkelenebilir, ama öfkesi zaman içinde geçebilir ve hatta kendisini kızdıran şeyi bile unutabilir. Tanrı’nın öfkesi böyle değildir! Geçen zaman Tanrı’nın öfkesini azaltmaz. Tanrı, adil bir yargıçtır ve hiç bir şeyi unutmaz! Öfkesi, tövbe etmeyi reddedenlere karşı azalmaz; aksine çoğalır! Biraz önce Kutsal Yazılarda okuduğumuz ifade budur: “İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrı’nın adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun.”

Nuh’un zamanındaki insanlar kendilerine karşı Tanrı’nın gazabını “biriktiriyorlardı.” Ancak o dönemde Tanrı’yı yine de tüm yüreği ile seven ve Tanrı’nın Sözü’ne inanan bir insan vardı. Bu adam, Nuh’tu. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: Ama Nuh RAB’bin gözünde lütuf buldu. Nuh doğru bir insandı, çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü.” (Yaratılış 6:8, 9)

Tanrı, Nuh’A neden lütfunu gösterdi? Nuh, Tanrı’nın lütfunu mu kazandı? Hayır! Kazanılan lütuf, artık lütuf değildir. Lütuf, “hak edilmemiş iyilik” anlamına gelir. Tanrı lütfunu Nuh’a gösterdi, ama neden diğerlerine göstermedi? Kutsal Yazılar bu konuda ne söyler? Nuh’un Tanrı’ya inandığını, ama diğerlerinin inanmadıklarını anlatır. Nuh Tanrı’nın Sözü’ne inandı. Tanrı’nın, günahkarları kurtarmak için dünyaya gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili vaadine inandı. Adem’in tüm soyunda olduğu gibi Nuh’un içinde de günah vardı, ama Tanrı Nuh’u doğru bir kişi olarak saydı, çünkü Nuh Tanrı’ya inandı ve Tanrı’nın buyurmuş olduğu gibi günahının karşılığı olarak O’na bir kurbanın kanını sundu. Bu nedenle Kutsal Yazılar, “Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi” der.

Tanrı, bir gün Nuh’a şöyle der:

(Yaratılış 6) 13 İnsanlığa son vereceğim, çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalık ile doldu.Onlar ile birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. 14 Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. 15 Gemiyi şöyle yapacaksın: uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. 16 Pencere de yap, boyu yukarı doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. 17 Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. 18 Ama senin ile bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın ve gelinlerin ile birlikte gemiye bin. 19 Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. 20 Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler.”  

Böylece Tanrı Nuh’a tövbe etmeyi ve gerçeğe inanmayı reddeden herkesi mahvetmek için yeryüzüne nasıl tufan göndereceği hakkındaki planını açıkladı. Tanrı Nuh’a tufandan kaçabilmesi için büyük bir gemi (tekne) inşa etmesini söyledi. Geminin uzunluğu 150 metre olmalıydı; 150 metre bir buçuk futbol sahasının uzunluğudur. Bu gemi, Nuh ve ailesi ve pek çok hayvan ile Tanrı’nın Sözü’ne inanacak olan herkes için bir sığınak olacaktı. Tanrı, Nuh’a geminin içinde bir çok kamaralar yapmasını buyurdu, ama geminin dışında yalnızca tek bir kapı olacaktı. Böylece, tanrı’nın Nuh’un zamanındaki insanlara verdiği mesaj şuydu: Tufanın yargısından kaçmak isteyen kişi, gemideki tek kapıdan içeri girmek zorundaydı. Kapıdan geçen herkes kurtulacaktı. Kapıdan geçmeyenler ise mahvolacaklardı!

Böylece Nuh gemiyi inşa etmeye başladı. Bu çok büyük bir görevdi. Nuh ve üç oğlunun yüzlerce büyük ağacı kesmeleri, onları kalın tahtalar halinde kesmeleri, şekil verip çivilemeleri ve içlerini ve dışlarını ziftlemeleri gerekiyordu. Aynı zamanda Nuh’un eşi ve gelinleri de bu ağır işte Nuh’a ve oğullarına yardım ettiler. Yüz yıl boyunca Nuh ve ailesi her gün geminin inşa edilişinde çalıştılar. Ama Nuh çalışmasını yalnızca geminin inşa edilmesi ile sınırlamadı. Aynı zamanda o günün insanlarına Tanrı’nın Sözü’nü de duyurdu. Nuh belki şöyle bir konuşma yaptı: “Dinleyin! Rab, bana sizi, O’nun gazabı ile ilgili uyarmamı söyledi. Tanrı’nın öfkesi günahınız nedeni ile kaynıyor! Tövbe etmeyi reddeden herkesi mahvetmek için yeryüzüne bir tufan göndermeye karar verdi. Ama yine de ben size İyi Haberi bildirdim! Tanrı, merhameti nedeni ile günahlarından tövbe eden ve Tanrı’nın Sözü’ne inanan herkes için bir sığınak olması amacı ile bana bir gemi inşa etmemi buyurdu! “ Böylece Nuh, pek çok söz söyleyerek insanları uyardı. Ve onlara ahlaksız kuşaklarının kötü yollarından dönmeleri için ısrar etti.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Nuh’un dönemindeki insanlar Tanrı’nın, peygamberi aracılığı ile kendilerine duyurulan söze inandılar mı? Bu sorunun yanıtını şimdi vermeyeceğiz, çünkü zamanımız doldu. Ama Tanrı’nın isteği ile bir sonraki programda Nuh peygamberin öyküsüne devam edeceğiz ve Tanrı’nın, Sözü’ne inanan herkesi nasıl koruduğunu ve Sözü’ne inanmayanları ise büyük bir tufanın sularında boğulmaya terk ederek nasıl yargıladığını göreceğiz.

Dinlediğiniz için teşekkürler.

Bugün Kutsal Yazılar hakkında okuduğumuz konu üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor,herkesin tövbe etmesini istiyor. Ama Rabbin günü hırsız gibi gelecek.” (2.Petrus 3:9,10)

Yukarı (Top)